08 Temmuz 2009 Çarşamba

Kendimi Arıyorum...

kendimi arıyorum

kim olduğumu sakın sormayın bana
kaybettim ben kendimi
bir boşlukta gezinip duruyorum
takmışım sırtıma hayatın telaşını
sürükleyerek peşimden hertürlü belasını
ben kendimi arıyorum

nerde olduğumu sakın sormayın bana
yolunu kaybetmiş bir yolcuyum ben
nereye gitsem bir çıkmaza varıyorum
kapanıyor tüm yollar yüzüme
her defasında dönüp dönüp kendi özüme
ben kendimi arıyorum

hiç birşey sormayın bana sakın
öyle bir hale bir yere geldimki
ne sorsanız cevap bulamıyorum
bir ağırlık var üzerımde, beynim durgun
kayboluyorum karışık kelimeler arasında
hayatın bir burasında bir şurasında
ben kendimi arıyorum

bazen bulduğumu sanıyorum
oysa her defasında anlamsız bir hüsran
bazen oturup ıssız bir banka
şöyle bir dalıp anılarımı tarıyorum
her insan yitik bir ruhtur aslında
hayatın herhangi bir fani faslında
bende sizin gibi
hala kendimi arıyorum



13.06.2005© Cahid Aylar

16 Haziran 2009 Salı

100. Yazı ve bu aralar.

Uzun zamandır 99 yazı yazdığımı görüp haadi artık 100 olsun diye yazmak istiyordum ama bir türlü olmuyordu. İçten gelmeyince yazılanlar da saçma gelip siliyordum. Şimdi bugün hissediyorum..Bir şeyler çıkabilir...Efendim 100. yazıyla birlikte bir dönemin daha sonuna geldiğimizi belirtmek isterim. Yarın gösterimiz var. Ve çocuklarımın ingilizce hazırladıkları ufak bir müzikalimiz var. Kalbim güm güm atıyor..Bir terslik olmasın diye.. bugün provalar çok kötüydü... En iyisi için dua ediyorum ama sonuçta çocuklarımla dolu dolu hem eğlenceli hem de ingilizceyi güzel güzel kavradıkları kocca bir sene geçirdim. Hepsini o kadar seviyorum ki..Hele gelip gelip teacher teacher demeleri ve sarılmaları yok mu daha ne olsun diyorum. Daha ne olsun!!! Sefam olsun:)

Not. bu minik kedi de bahçemizin süsü:) Çok şeker değil mi?

04 Mayıs 2009 Pazartesi

Okuldan...

Okulda gözlem yapma fırsatı çok oluyor insanın.. Çocukların mutluluğu da mutsuzluğu da hemen kendini gösteriyor. Evdeki yaşananların izleri o masum yüzlerde çok çabuk kendini gösteriyor. Geçen dönem çok akıllı , çok uslu bir oğlum vardı 5 yaşta. Kendisi 3 kardeşin en büyüğü ve diğer iki kardeşi de 4 yaşta..En küçükleri kız ..o henüz olan bitenin farkında olmayacak kadar küçük. Ortanca olan zaten bildim bileli etrafındaki herkese vuran saldırgan bir tavır içersindeydi, hala da aynı..Ama 5 yaştaki öğrencim çok değişti..O artık akıllı uslu abi olmaktan bıkmış durumda.. Herkese pat küt dalıyor.. Bağırıyor çağırıyor...Konuşmalarımız oluyor ara ara.. Kafam karıştı benim diyor başka bir şey demiyor. Tabi sınıf öğretmeni ile konuşunca nasıl bir aile yapısı olduğunu daha iyi anladım. Evde iki bakıcıyla büyüyen bu çocukların annesi hep seyahatlerde.. Çalışan anne olmadığı halde hep meşgul!! Halbuki bu yaştaki çocukların en büyük gereksinimi anne şefkati..Ondan yoksun kalınca da durumlar ortada. Cuma günü bu yakışıklı oğlumun doğumgünüydü. Pastasında bile tek başına resmi yoktu. Kardeşlerinin de resmini koymuşlar..Halbuki onun doğumgünü ..Aslında bu çok önemli bir şey değil ama pastasına bakınca sevinmedi hiç, o yüzden bu duruma da takıldım.Abi olmaktan yorgun, annesiz olmaktan mutsuz bir yüz ifadesiyle baktı öyle.Peki 5 yaşındaki çocuğa sorumluluk yüklemeye çalışan anne ne kadar sorumluluk sahibi acaba? Gene yurtdışındaydı; bu sefer dil eğitimi içinmiş. Halbuki öğrencim annesinin ilgisini bir nebze hissetseydi rahatlayacaktı..Neden bazen ebeveynler bu ihtiyaçlara kulak tıkıyorlar.Ben kimseyi kınamıyorum ama yüreğim sızladı. Bu günler bir daha geri gelmeyecek ve en acısı o küçük hafızalarda mutsuz anılar birikicek.....Keşke diyorum ve biliyorum keşkeler çok anlamsız.

Yeni bir Blog

Yeni bir adres keşfettim...ve sizinle paylaşmak istedim. İşte adresi burası :benbugunbunuogrendim.blogspot.com

03 Mayıs 2009 Pazar

Evim Evim! Sen de olmasan ben nereye giderim :/

Sevgili Iraz'ın mim pasını yakalayalı epey oldu ve gecikmişliğin verdiği bir mahcubiyetle ancak konuya giriş yapıyorum.Mim konusu evin en sevdiğiniz köşesi ya da evde en çok zaman geçirmeyi sevdiğiniz yerler...

Hmmm aslında ben de Iraz gibi nette epey zaman geçiriyorum, masanın üzeri o kadar karışık ki fotosunu koymaktan vazgeçtim.

Eğer evde yalnızsam ve kitap okuyorsam mekanım küçük odadır. Ancak genelde kitap okumalarım hep uykuyla sonlanır; öyle derin uykulardan bahsetmiyorum. Güneş beni ısıtırken acayip gevşerim , içim geçer bir bakarım hava kararmaya başlamış.





Eğer akşamüstü bir iki arkadaşla kahve keyfi yapıyorsak favori mekanım mutfaktır. Bir yandan sigaralar tüttürülürken diğer yandan koyu bir muhabbete girişilir ve çok severim o zamanları...



Sevdiğim bir filmi ya da diziyi izlerken de mutlaka buraya otururum genelde.




Aa bir de yazın balkonda oturmaktan çay keyfinden çok zevk alırım.. İyi ki balkon diye bir şey var.



Ben de Alevcimle Prima Rima Ebrucuğumu sobeliyorum. Hadi bakalım sizin evinizde en favori mekanlarınız ya da keyifi yudumladığınız mekanlarınız neresi kızlar???

26 Nisan 2009 Pazar

Neler yapıyorum...

Selam arkadaşlarım, blogum ve sanal evim...

Ara vermeye hiç gelmiyor...Takvim yaprakları hemmen dökülüyor ve bir bakıyorum epey zaman olmuş doğru dürüst bir şeyler yazmayalı. Ha bu arada aldığım perdelerimle aşk yaşamaya devam ediyorum. Çok mutlu oluyorum her mutfağa girişimde.. Hiç benlik bir durum değil bu ..Pek etkilenmem ben.. Hele de eşya vesaire konusunda. Neyse maşallah diyip vurayım masaya..

Yaklaşık bir aydır pilates yapıyorum. Evde değil.. Pilates kursuna başladım. Ben evde spor mpor yapamam anacım. Orada bile zor geliyor ama hadi cookie bırakma kendini diyip devam ediyorum. Çok şeker insanlarla, lak lak yaparak pilatesi daha da zevkli hale getiren bir hocayla 1 saat topun üstünde, altında, etrafında ya da topsuz bedeni çalışıtırıyoruz. Gerçekten göründüğünden daha zormuş bunu anladım. Ama spor sonrası süper hissediyorum kendimi. Tavsiye ederim.

Geçen hafta Emirgan'daydım. Lalelerimle hasret giderdim. Ama bu sene geçen seneki kadar hoşuma gitmedi. Hafta içi olmasına rağmen pek bir kalabalıktı. Laler ise her zamanki gibi zarif ve eşsizdi. Mutluluk kelebeği oldum yanlarında. Aaah ah! Bir de ömürleri uzun olsaydı biraz daha Zeki Müren'in şarkısındaki gibi senede bir gün ancak oluyor bu buluşma.. A zaten bu aralar Zeki Müren de dinliyorum. Ne hikmetse... Eski İstanbul'u düşünüyorum çoçukluğumu, ilk genç kızlığımı ve o zaman anlamadığım duygulu şarkılarını şimdi dinlerken pek bir sulugöz oluyorum. Her şey ağlatabilir beni bu aralar. Duygular derya. Zeki Müren sayesinde..Büyük sanatçıymış. Zeki Müren 'e bir şarkı geldiği zaman önce şarkıya bakarmış eğer şarkıyı hissedemezse güzel bile olsa parça söylemezmiş. Böyle duygulu şarkıları ondan dinlemenin hikmeti de bu olsa gerek. Çok hisli söylüyor. Annem aklıma geiyor Zeki Müren dinlerken... Onun genç kızlığı, ondan dinlediğim eski köşkleri... Eskinin asil insanları... Nostaljik oluyorum ..En son aklıma dedem geliyor. Kibar adammış dedem bugün kibar insan göremiyorum. Daha doğrusu yapay kibarlık dizboyu ama görgü yok anacım görgü yok. Duyan da çok yaşamış zanneder..Kabul biz de yozlaştık ama Zeki Müren dinlerken bunları düşündüm ve hissettim. Efkarlıysanız size iyi yoldaş oluyor Zeki Müren. Mesela şimdi fonda 'sorma ne haldeyim' var ... O söylüyor ben yazıyorum...İşte böyle, hayat denen ilüzyona fazla kapılmadan sukünetimi korumaya çalışıyorum. Ne de olsa yolculuk var öteki aleme , bugün ya da yarın.

Yalnız fazla doğaçlama oldu bu yazı ben yaptıklarımı yazacaktım düşüncelerim aktı klavyeye..Aksın bakalım. Yarın farklı olur belki..

16 Nisan 2009 Perşembe

tchibo ve yeni perdelerim



Tchibo'yu gezerken mutfak perdesi olarak uzun zamandır aradığım kısa perdelere rastladım. Hemmen aldım. Koşa koşa eve geldim ve eski perdelerimi çıkarıp, güzel bir ütünün ardından mutfak camına taktım. Hoşuma gitti bu değişiklik. Kalitesi pek süper değil ama görüntüsü istediğim gibi ya da ona yakın işte. Güzel günlerde kullanmak dileğiyle... Kendi kendime iyi dileklerde bulunmam biraz garip geldi kulağıma:) Hep başkaları der genelde...Neyse.